English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
Twitter Bird Gadget
slideshow

Men of War inceleme (pc nostalji)

Mükemmel bir 2.Dünya savaşı simülasyon, strateji oyunu.

slideshow

Prototype inceleme (pc nostalji)

Aksiyonu dibine kadar yaşayabileceğiniz harika bir oyun.

slideshow

Ninja Cats vs Samurai Dogs inceleme

Kedi köpek kavgalarını değişik boyutta yaşayacağınız farklı bir yapım

slideshow

Senran Kagura Shinovi versus Ön inceleme

Seksi anime dövüşçüleriyle oynamaya hazır olun.

slideshow

Armikrog ön inceleme

Stop-motion ile hayata geçirilmiş süper bir macera oyunu.

slideshow

E.T Armies ön inceleme

Killzone benzeri harika bir fps oyunu.

slideshow

2016 Yılı Güncel Tıkla İlerle Macera Oyunları Listesi (güncellendi)

Macera oyunlarını sevenler için hazırladığım geniş çaplı bir liste

slideshow

Sunset Riders inceleme ( retro arcade game)

Atari salonlarının vazgeçilmez arcade kovboy oyunu.

slideshow

Youtube kanalıma abone olmayı unutmayınız

oyun inceleme,ön inceleme,nostalji,retro ve daha birçok video incelemeyi kanalımda bulabilirsiniz.

korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2016 Perşembe

Selma and the Wisp ön inceleme

Kaliteli grafikleri olan eğlenceli platform macera oyunlarına bayılırım. Hele hele bir de düşük boyutluysa tadından yenmez, hikâyesi ve ara özetleri ve oynanışı da kaliteli ise o oyun aklımızdan hiç çıkmaz. Geçmişte bu tarz oyunları çok oynadık gördük. Tabii zaman zarfında yeni ve daha kaliteli grafiklere sahip birçok oyun çıktı. Fakat devamlı aynı mekanikler tekdüze olup oyun severleri sıkmaya başlamıştı. Gerçi bu bütün oyun tarzları için geçeli bir şey. Önemli olan değişik bir oyun yapısı ve dinamiklerle sükse yaratarak oyun severlerin gönlünde taht kurmak olmalı.

Bağımsız stüdyoların çok kaybedecekleri bir şeyleri olmadığı için çok para harcamadan acaba bu oyun tutar mı tutmaz mı? Sorusunu çok düşünmeden piyasaya çıkardıkları birçok oyun sayesinde harika oyunlar görebiliyoruz. Son yıllarda iyice moda olan steam’in de desteği sayesinde birçok bağımsız oyun yapımcısı büyük işler çıkardı. Devamlı kendilerini geliştirme içinde olabiliyor steam sayesinde oyun yapımcıları, zira early Access (erken erişim) sayesinde hem oyun severlerin desteğini alıp hatalarını gideriyorlar hem de oyun yapımı aşamasında birçok şeyde tecrübe edinerek kendilerini geliştiriyorlar.

Bugün ön incelemesini yapacağımız yapımda bir bağımsız oyun stüdyosu olan Toucan Studio’nun deneysel macera oyunu olan Selma and the Wisp. Adından da anlayacağınız üzere selma adında bize çok yakın bir ismi olan bir kızı yönlendirdiğimiz biraz gerilim dolu macera oyunu diyebiliriz. Aslında bizim yönettiğimiz selma değil ona yardım eden bir ışık huzmesi. Biz bu ışık huzmesini Mouse ile yönlendirebiliyoruz yön tuşları bir işe yaramıyor. Mouse’umuzun sağ tıkı ile selma’yı olduğu yerde bırakıp gizemli ışık huzmesi ile gezinebiliyoruz. Lakin dikkat edin selma’dan fazla uzaklaşmayın zira karanlıktan çok korkuyor ve sağ üst köşede bulunan kalp şekli azalmaya başladığında ayvayı yediniz demektir.

Işık huzmesiyle selma’yı yönlendirirken dikkat etmeniz gereken bazı şeyler var. Mesela sol üst köşede bulunan limit bitmemeli turların içinde devamlı toplamanız gereken orblar bu orblar sayesinde ışık huzmeniz yok olmayacak. Eğer toplamazsanız yandınız. Birde selma’ya engelleri aşmasında siz yardımcı oluyorsunuz bu gibi durumlarda ışık huzmeniz herhangi bir şeyi nesneyi filan kırmaya veya kaldırmaya çalıştığınızda bu üstteki limitinizden yiyor. Ona göre dikkatli olun ve her şeye enerjinizi harcamayın. Bir de bazı itemleri bu ışık huzmesi ile bir yerlere getirerek kullanabiliyorsunuz. Karşınıza çıkacak tuzaklara filan da dikkat edin zira siz ışığı nereye getirirseniz selma hemen peşinizden geliyor bu gibi durumlarda selma tuzaklara yakalanıp ölebiliyor. Onun için durdurma modunu sık sık kullanın ama selma’dan çok uzaklaşmadan tabii.

Sıra dışı deneysel bir macera oyunu görmek isterseniz Selma and the Wisp oyununu bir deneyim derim. Oyunda kaç bölüm var bilmiyorum zira bu yaptığım ön inceleme. İleride oyunu bitirdikten sonra diğer oyunlarda yaptığım gibi detaylı bir inceleme yapıp artılarını eksilerini konuşup puanımızı ona göre veririz ama şimdilik bu kadar diyelim. Hepinize iyi oyunlar arkadaşlar.



Selma and the WispSelma and the Wisp




30 Temmuz 2016 Cumartesi

Ghostbusters (2016) ön inceleme (pc)

Çocukken izlediğim en güzel eğlenceli aslında korkunç olması gerekirken aksine bizleri güldüren ve en çokta müziğini duyduğumuzda dans etmekten kendimizi alamadığımız, çizgi filmlerini defalarca kez izlesekte bıkmadığımız her oyunu çıktığında merakla alıp oynadığımız belki de ‘’hayalet’’ dendiği zaman ilk aklımıza gelen şeylerden biri olan onları yakalayıp hapsettiğimiz en eğlenceli yapımlardan biri olan hayalet avcılarının şu aralar yeni filmi de hazır vizyona girmişken, en yeni oyunu olan Ghostbusters 2016’nın ön incelemesini yapacağız bugün.

Eski hayalet avcılarını çoğunuz bilirsiniz ekibin tamamı erkeklerden oluşuyordu. Piyasaya çıkan birçok hayalet avcıları çizgi filmleri de oldu bunlarda değişik ekipler filan gördük. Yeni çıkan hayalet avcıları ise bunların tersine ekibin tamamı bayan elemanlardan oluşuyor. Bu kimilerine göre doğruyken kimilerine göre yanlış olduğu eleştirmenler tarafından hala tartışılıyor. Bu oyunumuzda ise bir denge sağlamışlar yani ekipte iki bayan iki de erkek avcı var. Bayanlar çok tatlı biri sarışın diğeri siyahi iki cesur savaşçı. Beyler ise biri lider vasıfları taşıyan diğeri ise ekibin iri kıyım güçlü kuvvetli abisi diyebiliriz.

Oyunumuz tepe kamerası ile oynanıyor. Dört karakterimizden istediğinizi seçebiliyorsunuz, iyi olan ise turlarda diğer karakterlerde yanınızda oluyor. Böylece hayaletlerle daha rahat savaşabiliyorsunuz. yani tek karaktere bağlı kalmayabilirsiniz. Hatta Sonraki turları oynadığınızda ise yine istediğiniz karakteri seçebilirsiniz Her karakterin kendine göre kişisel silahları ve el bombaları var tu geçtikçe level atlıyoruz ve bize verilen puanlarla karakterlerimizi güçlendirebiliyoruz. Eğer isterseniz dört kişiye kadar aynı eski atari salonlarındaki gibi oynayabilirsiniz. Tabii elinizde o kadar gamepad var ise; (gamepad demişken oyun çok rahat şekilde gamepad ile oynanabiliyor arkadaşlar.)

Oynanış kolay arkadaşlar silah kullanımı filan kolay zaten o kadar çok zor bir oyun değil. Eliniz çabuk alışacaktır ben ilk oynamam da bile hiç ölmedim. Zaten sık sık sağlık paketleri çıkıyor birde sık çıkan kontrol noktaları sayesinde ilerlemek çile olmaktan çıkıp büyük bir keyfe dönüşüyor. Zaten siz veya karakterleriniz ölse de hemen oracıktan başlıyor benim birkaç kere yanımdaki avcılara olmuştu. Hayaletleri hayalet sensörü çalıştırarak bulabilirsiniz. Turların sonunda ve aralarda da boss hayaletler çıkıyor bu hayaletleri önce sersemletip sonradan hayalet kapanı ile yakalıyorsunuz. Turlarda gizli objelerde var isterseniz onları da gezerek bulabilirsiniz. En büyük sıkıntı ise sürekli silahla ateş edememeniz, zira bu gibi durumlarda silah ısınıyor ve limitin düşüp silahın soğumasını beklemeniz gerekiyor.

Sonuç olarak orta boyutlu arcade atari salonu benzeri arkadaşlarınızla eğlenceli vakit geçirebileceğiniz sizi sıkmayacak her daim oynamak isteyeceğiniz bir oyun olan hayalet avcılarının en yeni oyununu sizlere tavsiye ederim arkadaşlar. Yaptığım ön inceleme itibariyle bugünlük bu kadar diyelim ama ileride oyunu bitirdikten sonra detaylı bir inceleme yapıp artılarını eksilerini konuşuruz. Hepinize iyi oyunlar arkadaşlar.


GhostbustersGhostbusters




1 Mayıs 2016 Pazar

Dead Effect inceleme (pc)

Mobil platformlardaki son yıllarda olan atılımlar ve gelişmeler çoğunuzun malumudur. Gerek tablet gerek akıllı telefonlardaki işletim sistemleri sayesinde birçok bağımsız oyun yapımcısı ve amatör oyun yapımcılarının ekmek kapısı oldu. Zira mobil platformlara yapılan oyunlar genelde çok masraf gerektirmeyen basit oyunlar oluyordu, en kalitelisi bile çok büyük yatırımlar gerektirmiyordu. Eğer mobil platformda tutan bir oyun olursa bir de bunu diğer konsollara çıkardıkları zaman inanılmaz kar bile edebiliyorlardı.

İşte bugün sizlere aslı mobil platforma olan ve daha sonradan yazımın başında bahsettiğim gibi çok tutan ve pc’ye çıkan Dead Effect oyununun incelemesini sunacağım. İsim olarak Dead space’e çok benzeyen bu oyun sadece isim olarak değil hem ambians olarak hem de uzayda bir gemide geçmesi bakımından ve tuhaf bir kaza sonucu herkesin yaratıklara daha doğrusu zombiye dönüştüğü benzer bir hikâye olması. Ayrıca loading yükleme ekranı ve oyun içindeki kapı sesleri bile aynı. Tek değişiklik bu oyunun fps olması zaten bu oyun için dead space’in fps olanı demiştim bir arkadaşıma. Neyse oyunumuzda 12 bölüm oynabiliyoruz, ilk başta bize karakter seçimi yaptırılıyor bir bayan birde erkek tip var ikisi arasında pek farklılık göremedim onun için herhangi biri seçebilirsiniz.

Oyunun play kısmına girdiğimizde story mod haricinde survival ve biohazard gibi değişik modlar da oynayabiliyoruz. İlk oyuna başladığımızda sap gibi silahsız başlıyoruz akabinde elektro şok veren bir eldiven alıyoruz,kafadan size pek zombi saldırmıyor onun için bu eldivenle size saldıranları ağır bir silah olsa da temizleyebiliyorsunuz. Belli bir zaman sonra tabancanız oluyor ve rahat ediyorsunuz. Sağdan soldan mermi bulabiliyorsunuz. Ayrıca bazı dolapları zorlayıp açarak mermi elde edebilirsiniz. Merminin yanı sıra turlarda credits card gibi para yerine geçen bazı objeler topluyorsunuz, bunlarla turları geçtiğinizde istediğiniz silahı alabilirsiniz. Ayrıca elinizde olan silahları geliştirebiliyorsunuz. İstediğiniz silahı alabilirsiniz dedim ama öyle dediğime bakmayın zira silahlar çok pahalı aynı şekilde gelştirmelerde çok ama çok pahalı. Keşke daha ucuz olsaydı veya turlarda daha fazla para kazanma olsaydı çok iyi olurdu bence.

Ama isterseniz para kazanmak için elinizdeki cephaneyi satabilirsiniz ama bundan çok para kazanacağım diye beklemeyin. Turlara girmeden önce 2 silah ve bir el bombası alabiliyorsunuz sizlere tavsiyem hızlı bir silah alın zira zombiler çok acımasız ve hızlılar onun için hızlı bir silah seçin. Turlarda sadece credits toplanmıyor bunun yanı sıra gold denilen yani külçe altın diyelim toplayabiliyorsunuz. Ama bunu çok iyi atışlar ve toplu zombi öldürmeleriyle kazanabiliyorsunuz, yani bir yerlerden bulmuyorsunuz. Ve külçe altınlarla da çok güçlü özle silahlar alabiliyorsunuz. Ayrıca 20 külçe altınınız varsa auto healing yani otomatik sağlık yenileme gücünü açabiliyorsunuz. Bu silahların ve geliştirmelerin yanı sıra karakterimizin özel güçleri de var bunlar klavyeden Y tuşuna bastığınızda büyük bir güç dalgası şeklinde bir küre patlama meydana geliyor ve sizi sıkıştıran zombilere karşı yok etmede bire bir çözüm diyebilirim.

Diğer gücümüz ise yine klavyeden T tuşuna bastığınızda bir nevi yavaş çekim oluyor ce sizde böylece size saldıran kalabalık grup zombileri daha rahat bir şekilde avlayabiliyorsunuz. Sağlık durumu ise çok ilginç çünkü diğer fps oyunlarındaki gibi dinlendiğinizde sağlığınız yenilenmiyor ya sağlık kabini bulmalısınız ya da öylece idare etmek zorundasınız ancak benim önceden dediğim 20 külçe altın toplarsanız oto salık yenilemeniz olur ancak o zaman rahatlarsınız. Oyunun en kötü taraflarından biri tur içinde checkpoint veya autosave olmaması, ölüğünüz zaman ya tura en baştan başlamak zorundasınız ya da belli bir miktar para karşılığında olduğunuz yerden devam edebiliyorsunuz. Ya zaten silahlar ve geliştirmeler ateş pahasıyken siz nasıl olurda belli bir miktar ki o miktarda az buz değil birkaç kere takılırsanız yandınız. Resmen soygun yapıyorlar umarım bunu 2 oyunda düzeltirler.

Çok çeşitli yaratıklar gelmiyor zombiler, bir 4 ayaklı yaratıklar ve bir de boss savaşı yaptığımız yaratık ve sondaki çatlak profesör var o kadar, ama benim en çok gıcığıma giden ve sizlerinde eğer oynamadıysanız kesinlikle dikkat edin diyebileceğim size zırt bırt el bombası asker zombiler. Bu oyunda el bombaları çok etkili arkadaşlar onun için dikkatli olun. İleriki turlar içinde sağlık kabinlerinin yanında karakter geliştirmeleri bulacaksınız bu geliştirmelerle bazı belli bölgeler kafa, ayak, el gibi bölgelere uygulayabileceksiniz. Bir de turlarda sağda solda gizlenmiş ama dikkat ettiğiniz zaman görebileceğiniz orb diye adlandırılan bir şekil var bunları vurup oyunun ana menüsündeki game universe’den oyunla alakalı resimler açabiliyorsunuz.

Grafik bakımında oldukça başarılı bir oyun bence lakin hikâye bakımından çok sığ bir oyun diyebiliriz. Keşke daha iyi bir senaryo ve ara özetlerle destekleme olsaydı muazzam olabilirdi. Fakat sadece senaryo ve grafikle olmuyor tabii, bunun yanı sıra müzikler de çok kaliteli ve oyunun ambiansına uygun. Çevre,karakter ve silah modellemeleri güzel oynanabilirlik de iyi fakat şu tur içinde öldüğümüzde para karşılığında olduğumuz yerden başlama olmasaydı daha iyi olabilirdi bence. Bir de daha uzun turlar ve 12 bölüm değilde 14 veya 15 tur olabilirdi. Ayrıca silahları daha kolay satın alabilme ve geliştirme olsaydı çok süper olurdu. Karakter geliştirmelerini de turlarda değilde tur dışında yapılması lazımdı. Umarım bu hataları 2. Oyunda yapmazlar ve böylece ortaya mükemmel bir aksiyon,fps,korku ve bilim-kurgu iç içe bir oyun çıkmış olur kanımca. Neyse çok kaliteli ama eksikleri olan düşük boyutlu bir fps oynamak istiyorsanız Dead Effect’i sizlere tavisye ederim, hepinize iyi oyunlar.











8 Mart 2016 Salı

Dead Effect 2 (early access) erken erişim ön inceleme (pc)

Fps oyun kavramı yıllardır bildiğimiz bir kavram. Açılımı first person shooter olan bu tarz oyunlarda karakterimizin bakış açısı ile oynayabiliyoruz. Ve kullandığı silahları sadece görebiliyoruz. Bu tarz oyunların zevki bir başka oluyor tabii ama bazı oyunlarda özellikle korku oyunlarında büyük sıkıntılar doğurabiliyor. Neden mi? Arkanızı göremediğiniz için sürekli arkanızı kollamanız gerekiyor ve devamlı acaba arkadan bana bir şey saldırır mı? Diye düşündüğünüz de çok oluyor.

İşte bugün de fps olarak oynayabileceğimiz ve arkamızı kollamamız gereken içinde çeşitli türleri bir arada bulunduran, fps, korku, aksiyon, rpg, bilim-kurgu içeren ve erken erişim de karşımıza çıkan ilk oyunuyla oldukça beğenilen ‘’ Dead effect 2’’nin ön incelemesini yapacağız. İlk oyunuyla android ve ios işletim sisteminde gördüğümüz dead effect sonradan pc’ye gelmişti. Oldukça başarılı bir oyunun ardından 2.oyun kaçınılmaz olmuştu. Yine ilk olarak mobil platformlara çıkan oyun sonunda pc’ye erken erişimde çıktı. Yine bu oyunda kaldığı yerden devam eden bir hikâyemiz var. Ben ilk oyunu daha oynamadım ama 2. Oyunun başından sanki bunu algıladım diyebilirim.

Bu oyunda başlamadan bize 3 değişik karakter sunuluyor. Teki iri yarı ağır makineli kullanan bir asker. Diğeri bayan bir savaşçı, bir diğer asker ise sadece elinde kılıçları olan bir samuray veya Ninja herhalde. Yine ilk oyundaki gibi geliştirmeler yapabiliyoruz. Karakterlerimize değişik güçler ve yetenekler alabiliyoruz. Ayrıca ilk oyundaki gibi çok sağlam birçok kaliteli silahı da alarak kullanabilme imkânımız var. Bana hem ismiyle hem de yazılışıyla dead space’i hatırlatan bir oyun oldu aslında. Artı uzayda bir gemide olması ve zombi gibi ve değişik yaratıkları yok etmemizle beraber bu inancım daha da arttı. Yani dead effect’e dead space’in fps oyunu desek yeridir diyebilirim.

İlk oyunu oynamadığım için 2. Oyunla mukayese edemeyeceğim ama grafik bakımından çok kaliteli bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca hikayesi çok sürükleyiciye benziyor. Müzikleri ve ses efektleri bir fps,korku oyunu için oldukça güzel. Ama fps,korku’nun yanı sıra silahınız olduğu için bazı silahsız ilerlenen korlu oyunlarındaki gibi sıkılmayacaksınız. Zira bu oyunun içinde rpg, shooter yani önünüze geleni indireceğiniz ve bilim-kurguyu,aksiyonu bol bol yaşayabileceğiniz ende fps oyunlarından biri diyebilirim dead effect 2 için. Daha erken erişimde ama siz bilirsiniz biraz daha bekleyip hatalar giderildikten sonraki beta sürümünü bekleyebilirsiniz arkadaşlar. Ama her ne olursa olsun ‘’Dead effect 2’yi kesinlikle oynayın derim arkadaşlar. Hepinize iyi oyunlar.






27 Şubat 2016 Cumartesi

Layers of Fear ön inceleme (PC)

Aranızda hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama bir zamanlar alacakaranlık kuşağı diye bir kuşak vardı. Bu kuşak ’ta değişik korku filmleri filan yayınlanırdı. Bazıları çok kaliteli ve gerilim dolu yapımlar olurken bazıları sıradan olabiliyordu. En çok sevdiğim türlerden biri olan ise psikolojik korku, gerilim türü idi. Bu tür siz daha çok kurt adam, vampir veya başka yaratıklar olmadan seslerle kimi zaman müzikler ve aniden karşınıza çıkan bir insan veya varlık ile korkutabiliyordu. Psikoljik korku zamanla oyunlarda da boy göstermeye başladı, daha çok fps oyunlarda etkili olan ve oyuncuyu depresif bir takım davranışlara sokan bu tip oyunlar son yıllarda bir hayli moda oldu.

Evet, arkadaşlar bugün de ön incelemesini yapacağımız oyun psikolojik korku veya gerilim fps oyunu olan layers of fear. Bu oyunda da önceden oynayanlar varsa amnesia veya penumbra’da ki gibi silah kullanmadan ilerleyebiliyoruz. Karşımıza çıkan bazı bulmacaları çözerek ve yine bazı objeleri inceleyip bazı yerlere kullanarak oyunu devam ettirebiliyoruz. Yine çoğu bu tarz oyunda olduğu gibi bilgilendirici notlar vs. bulabiliyoruz. Bu oyunda da amnesia’da ki gibi objeleri biz Mouse ile hareket ettirebiliyoruz. Yeri geldiğinde bir çekmeceyi açmamız gerekirken yeri geldiğinde vana gibi şeyleri çevirebiliyoruz. Ama her obje ile etkileşime girip fırlatamıyoruz. Bir de oyunun en güzel tarafı Türkçe destekli olması, oyunun yamasını beklemeden hemen oynayabilirsiniz arkadaşlar.

Gireceğiniz her ortamı doğru seçmeye özen gösterin zira girdiğiniz ortam yapacağınız ilerleyişe göre şekil değiştiriyor ve aniden bambaşka bir mekânda kendinizi bulabiliyorsunuz. Aldığınız itemleri karakterimiz otomatik olarak kullanıyor sizin herhangi bir şey yapmanız gerekmiyor. Oyunda yaratık filan karşımıza çıkıyor mu bilmiyorum açıkçası çünkü benim oynadığım kadarıyla biliyorum sadece. Anlık korkular ve arkanızı döndüğünüzde size bir anda saldıracakmış gibi duran tablolar ve kitaplar haricinde bir şey göremedim çünkü.


Grafikleri oldukça güzel, müzikler ve ses efektleri sizi oyunun içine girmenize olanak sağlıyor. Devamlı değişen ortam sizi bir hayli gererek size ‘’ bu değişim nereye kadar devam edecek?’’ ve ‘’ nereye kadar bu saçmalık devam edecek ?’’ gibi soruları size sordurmayı başarıyor. Bu tarz fps, psikolojik korku, gerilim tarzındaki oyunları seviyorsanız layers of fear’ı sizlere tavsiye ediyorum. Hepinize iyi oyunlar. 






9 Şubat 2016 Salı

Penumbra Overture Episode One inceleme (pc nostalji)

Korku hayatımızda her zaman var olan ve bazen her nedense çok istediğimiz bazen ise korkacağımızı bildiğimiz halde tatmaktan vaz geçemediğimiz bir duygudur. Hani hep derler ya, ne gelirse meraktan başınıza gelir. Bu tarz şeyler genellikle korku filmlerinde veya oyunlarında olur. Neyle karşılaşacağını bilmeden ve hiçbir tecrübesi olmadığı halde bilmediği veya bazen kazara bir maceranın içine giren tipler vardır. Bizde hep deriz ya: gitme gitme ne işin var öleceksin gitme diye. İşte bugün de incelemesini yapacağımız oyun bu tarz da olan ne olduğunu bilmediği bir maceranın içine tabiri caizse balıklama atlayan kahramanımızın tuhaf hikâyesi.

Oyunumuzun adı penumbra, hikâyemiz ise dramatik bir şekilde yönettiğimiz karakterimizin annesinin vefatından sonra babasından aldığı bir mektup ile başlıyor. Ve babasının mektubunda bir bankaya emanet bıraktığı notu üzerine, karakterimiz merakını bastırmak için bankaya gitmeye karar veriyor. Emanette babasını bıraktığı notlarda tuhaf bir şeyler olduğunu sezer ama ne olduğunu çözemez. Ama notlarda olan bir yer ilgisini çeker, o işaretli yer kuzey grönland’taki ıssız bir yerdir. Ve karakterimiz bu yere gidip babasıyla alakalı sır perdesini kaldırmak ve gerçekleri bulmak için yola koyulur. Yazımın başında dedim ya, merak diye işte.

Penumbra amnesia’nın yapımcı stüdyosu tarafından piyasaya sürülmüş bir oyun. Ben sonradan çıkmış olan amnesia teh dark descent’i ilk oynadım, sonra ise penumbra. Keşke ilk penumbra’yı oynasaydım. Siz siz olun ilk penumbra’yı oynayın. Frictional games stüdyosu kendi geliştirdikleri oyun motorlarını kullanıyorlar. Bu motor birçok nesneyi kullanmamıza ve etkileşime girmemize olanak sağlıyor. Bazı objeleri kendimiz açmalıyız mesela kapı çekmece gibi. Kapı açacaksanız mouse’la kapıyı tutarak kendinize çekmelisiniz aynı şey çekmece içinde geçerli. Yine amnesia’daki gibi karanlıkta ilerleyeceğimiz için elimizde daha modern yılda yaşadığımız için el feneri ve ışıldak ile yolumuzu bulabiliyoruz.

Bulduğumuz tuhaf maden gibi yerde bazı itemler bularak onları kullanabiliyoruz. Mesela bulduğumuz bir çekiç ile yine Mouse’u hareket ettirerek tahta vs. kırıp parçalayabiliyoruz. Yine amnesia’da olmayan ve bu oyunda olan bir özellikten bahsedeceğim. Amnesia’da yaratıklarla savaşamıyorduk veya obje fırlatamıyorduk, fırlatsak bile bir şey olmuyordu. Penumbra’da ise elinizdeki çekiç veya kazma ile yaratıklara vurabiliyorsunuz. Veya sağdan soldan aldığınız bazı cisimleri fırlatabiliyorsunuz. Ama penumbra’nın ilk bölümü olan overture’da pek çeşitli yaratık yok. Çoğunluk resident evil’daki cerberus’lara benzeyen köpekler size saldırıyor. Onları alt etmesi çok zor değil. İlk başta biraz zorlanabilirsiniz belki ama oynadıkça eliniz yatkınlaşacaktır. Bir de bayağı iri örümcekler sizlere saldırıyor onun haricide bir de dev bir solucan var.

Yine amnesia’daki gibi notlar bulabiliyoruz. Bu notlar orada yaşananlar ile alakalı bize ışık tutarken bazen çözmemiz gereken bulmacaları da çözmemizde yardımcı olabiliyor. Yine sağlık durumumuzu bozulduğu zaman sağdan soldan bulduğumuz ağrı kesiciler ile yenileyebiliyoruz. Tab tuşuna bastığınızda hem sağlık durumunuzu hem de el fenerinizin batarya durumunu görebilirsiniz. Yine hızlı kullanmak istediğiniz itemlerinizi üstteki numaralara koyarak oyun içinde daha hızlı ulaşabilirsiniz. Bunun yanı sıra bazı objeleri ara sıra kombine yapıp kullanabiliyorsunuz.

Oyunda bizim haricimizde insan yok. Sadece sonlara doğru adının red olduğunu söyleyen ve bize telsizden yardım eden biri var ama ne yazık ki kendisini göremiyoruz. Ama bize yardımı çok dokunuyor. Bir de amnesia’da da olan artifact denilen kutular var bunlara tıkladığınızda sanki başka bir âleme sizi götürüp tekrar geri getiriyor. Ve oyunla alakalı bazı ipuçları alabilmemize yardımcı oluyor. Bir de sağı solu dikkatli şekilde taramanızı tavsiye ederim. Göz çıkan her yeri inceleyin.

Grafik bakımından yılına göre kaliteli olan bir yapım olan penumbra overture hikâye bakımından da bizleri etkileyerek bizi ekrana kilitlemeyi başarıyor. Müzik ve sesler başarılı ama amnesia’nın gerisinde kalmış. Aslında birçok konuda amnesia the dark descent’ten geride kaldığını söyleyebiliriz. Mesela yaratıklar konusunda, ama bir şeyi de vurgulamadan edemeyeceğim bu penumbra’nın ilk bölümü sonlara doğru bazı değişik yaratıkları görebiliyoruz ama sürpriz bir şekilde oyun son buluyor. Yapay zekâ oldukça iyi zira en çok karşılaştığımız yaratık olan köpekleri öldürmeden bırakmayın daha doğrusu sizden uzaklaşmasına imkân vermeyin zira uluyarak başka köpekler çağırıyor ve başınızdaki bela birken bir anda üç olabiliyor. Oynanabilirlik zor değil başlangıçta zorluğu zaten seçebiliyorsunuz ve oynadıkça köpeklerle başa çıkmasını öğrenebiliyorsunuz. Sadece save biraz zahmetli ve gıcık olmuş, istediğiniz yerde kayıt yapamıyorsunuz. Ben internet’te araştırdım ve bulduğum bir yöntem ile istediğim yerde kayıt yapabildim. Neyse hayatta kalma ve psikolojik gerilim tarzındaki oyunları seviyorsanız asla es geçmemeniz gereken bir oyun diyebilirim penumbra overture episode one için. Hepinize iyi oyunlar.











4 Şubat 2016 Perşembe

Resident Evil 0 hd Remastered ön inceleme (pc)

Son yıllarda moda olan eski oyunların grafiklerinin yenilenmesi ile karşımıza hd remastered diye bizlere sunulan oyunların haddi hesabı yok. Tabii bu durum bazı oyun severler için  artı bir durum diyebiliriz. Neden mi? Zira eski versiyonlarını oynamadıysanız yenilenmiş haliyle piyasaya çıkarılmış olan sürümünü görme şansı bulabiliyorsunuz. Ama ben eskisini gördüm bir de yenisini göreyim diyorsanız siz bilirsiniz tabii ki. Bugün de yazımın başlangıcından anladığınız üzere eskiden çıkmış olan ve illa ki adını duymuş olduğunuz, oynamadıysanız bile benim gibi kesin gördüğünüz bir oyun olan resident evil 0 hd remastered.

Önceden ilk oyunun hd remastered’i çıkmıştı. Valla ne yalan söyleyeyim ben eskiden ilk oyununu oynadığım için remastered halinin ön incelemesini yapmak içimden hiç gelmedi. Ama bu oyun farklı, zira bir dünya resident evil oynamama rağmen zero’yu oynamamıştım. Şimdi de elime geçen fırsatı değerlendireyim dedim. Bu oyunda diğer resident evil’larda görmediğimiz  s.t.a.r.s ekibinin jill’den sonraki diğer güzeller güzeli bayan elemenı rebecca chambers’ı yönetiyoruz. Resident evil 0 ilk resident evil’dan hemen sonra geçen bir zaman dilimini konu alıyor. İlk başta bir trene ne olduğu belli olmayan bazı varlıkların saldırısıyla başlıyor. Bizim içinde bulunduğumuz ekipte trene olayı araştırmak için geliyor ve bundan sonra tuhaf olaylar silsilesi başlamış oluyor.

Bu oyundaki birçok şeyi zaten eski serileri oynayan arkadaşlar biliyorlardır ama ben yine de bir hatırlatayım. Kamera açısını sizin kontrol edemediğiniz, yani belli bölümlerdeki sabit kamera açılarıyla ilerleyebildiğimiz aksiyonun yanı sıra bulmacalarla bezenmiş bir oyundur aslında. Sağdan soldan cephane bulabiliyorsunuz, ayrıca save yapmak için yine eski oyunlarda olan ink ribbon (mürekkep kutusu) bulmak zorundasınız. Ama merak etmeyin bu sefer eskileri kadar zor bulunur yapmamışlar. Yine eski oyunlarda olan sağlığımızı iyileştiren green herb (yeşil bitki) bu oyunda var. Olmazsa şaşardım zaten, büyük bir ihtimalle red ve bkue herb’te var bunları birleştirerek mixed herb (bitki karışımı) yapabiliyorduk. Bir de yine klasik olan sprey var tabii sağlımızı full yapan.

Oyunda eski oyunlarda olan ve zombilerden yaratıklardan kaçarken en rahat ettiğimiz yerlerden biri olan kayıt odası var bu odada olan sandığımıza bazı eşyalar koyabiliyoruz. Zira karakterimizin belli bir kapasitesi var. Öyle her şeyi alıp yanınızda taşıyamıyorsunuz. Yine eski oyunlarda olan bir klasik olan sağdan soldan bulduğunuz kayıtlar oyunda ilerlemenizde sizlere ışık tutacak. Bu bazen bir bulmaca çözümü olabilirken bazen size yol gösterme olarak karşınıza çıkabilecek.

Önceden yazımda da hatırlattığım gibi eğer bu oyunu oynamadıysanız kesinlikle yenilenmiş grafikleriyle beraber bir denemenizi tavsiye ederim. Anlaşılan capcom resident evil’ın 2000’den önceki çıkardığı klasik oyunlarının hepsini hd remastered olarak piyasaya sürecek. Siz de eski resident evil’cılardansanız yeniler eskileri gibi değil korku oyunu deyince nerede o eski resident evil’lar diyorsanız resident evil hd remastered’i kesinlikle oynamanızı tavsiye ediyorum. Hepinize iyi oyunlar.





22 Aralık 2015 Salı

Wick ön inceleme

Son yıllarda moda olan, çoğunluğunu bağımsız stüdyoların oluşturduğu piyasaya bol bol sürülen hayatta kalma oyunlarından tabiri caizse elimizi sallasak ellisi olmuş durumda. Bazıları kaliteli hikâyeleri, gerçekçi grafikleri ve korku dolu ambiansı olan mekanlarıyla gölümüzde taht kurmayı başardılar. Bazıları ise ne yazık ki pek önemsenmeden kaybolup gitti.

Bugün ön incelemesini yapacağımız oyunda sonunu daha doğrusu ileriki zamanlarda akıbetini tam olarak kestiremeyeceğimiz oyunlardan biri diyebiliriz. Açıkça söylemek gerekirse çok ses getirebilecek bir yapım gibi durmuyor, fakat gerek amnesia benzeri olması gerek küçük boyutlu olması ile belki oyunseverlerin ilgisini çekmeyi başarabilir. Bunu önümüzdeki zamanlarda göreceğiz.

Oyunda ne olduğu belli olmayan kapkaranlık bir ormanda kendimizi çıkış yolu ararken buluyoruz. Elimizde silah ve benzeri herhangi bir şey yok. Demin yazdığım gibi amnesia’da ki gibi silah kullanmıyoruz. Sağdan soldan bulduğumuz mumlarla önümüzü aydınlatabiliyoruz. Nereye gideceğimiz belli değil. Yani durumumuz ALLAH’a emanet, bu arada yaratık mı katil çocuk mu tam olarak ne olduğunu anlayamadığım bir varlık peşimizi bırakmıyor. Ondan kaçmak zorundasınız, yani koşmak zorundasınız. Belli bir mesafeyi koşabiliyorsunuz lakin bir müddet sonra karakterimiz yoruluyor bu esnada yakalanırsanız ölüyorsunuz.

Oyunda bazı ağaçlara iliştirilmiş ipucu niteliğinde bazı notlar bulacaksınız bu notlar sayesinde yolunuzu bulabileceğinizi tahmin ediyorum. Nereye gideceğimiz konusu ise muamma, fakat benim tahminim bazen ileriye baktığınız zaman görünen ışıklar var sanırım bir şekilde o ışıklara ulaşmaya çalışacağız. Fakat devamlı kaçmak zorunda kalmamız ve peşimizdeki tuhaf varlığın nefesini sürekli ensemizde hissetmemiz, bizi oyunda diken üstünde olmamızı sağlıyor. Bu nedenle oyun sıkıcı bir hal alıyor. Yani hiç boşlukta kalıp soluklanacak zamanınız olamıyor.


Grafikleri ise fena değil bulunduğumuz ortam ve fps olması ise tabii cabası. Sonuç olarak küçük boyutlu,korku,hayatta kalma oyunu oynamak istiyorsanız ve son zamanlarda moda olan bu tarz yapımlardan birine örnek olarak tavsiye edebileceğim wick’i kesinlikle kaçırmayın oynayın derim. Hepinize iyi oyunlar arkadaşlar.






30 Eylül 2015 Çarşamba

Soma ön inceleme (Pc)

Yine korku dolu ve de içinden çıkılması zor bir macera oyunu ön incelemesi ile karşınızdayım. Bağımsız bir oyun stüdyosu olan ve kendi yağlarıyla kavrulan frictional games’i ilk olarak penumbra oyunu ile tanımıştık. Bizi vurdu kırdıdan çok silah kullanmadan gerilimi yüksek dozda yaşayabildiğimiz bir psikolojik korku oyunu türüyle tanıştırmışlardı.

Bundan önce her ne kadar benzer oyunlar piyasaya çıkmış olsa da gerek hikâye olsun gerekse kendi ürettikleri oyun motoru ile oyun severlerin beğenisini kazanmayı başardılar. Daha sonradan frictional games’in belki de zirveye yerleşmesinde en önemli etkenlerden biri olan ‘’amnesia’’ oyununu piyasaya sürdüler.

Bu harika oyunda da ilginç bir hikâye ve gerilim ile ‘’acaba bundan sonra ne olacak?’’ ‘’nereye gidilecek?’’ ‘’ne yapacağım ben şimdi?’’ gibi birçok soruyu bize sordurmayı başardılar. Ve frictional games bundan sonra yeni bir oyun çıkaracaklarını açıkladıkları zaman bütün oyun severlere değişik bir heyecan dalgası sardı.

Acaba penumbra ve amnesia’dan iyi oyun olabilecek mi? En başta aklımıza gelen sorulardan biri tabii ki. Evet, gelelim oyunumuza ‘’soma’’ çok ilginç bir oyun, bu sefer amnesia gibi eski bir tarihte değil de günümüz de geçen bir hikâye kurgusuna sahip. Yine oyunu fps olarak oynayabiliyoruz. İlk başta pek bir şey olmuyor.

Yine aynı motorlarını kullandıkları için neredeyse gördüğümüz bütün objelerle etkileşime geçebiliyoruz. Ayrıca kapı açarken veya çekmece açarken Mouse’u ileri veya geri oynatarak açabiliyorsunuz. Bir objeyi de fırlatmak istiyorsanız yine Mouse ile istediğiniz yere fırlatabilirsiniz. Biraz hikâyeye değinmek gerekirse okyanusun dibinde olan bir araştırma merkezinde olan tuhaf olaylar akabinde ortaya çıkan esrarengiz yaratıklar ve bizi öldürmeye çalışan robotlarla ilgili bir hikâye diyebiliriz.

İlk başta hemen okyanusun dibinde başlamıyoruz. Ben hikâyenin başlangıçtan itibaren okyanusun dibindeki araştırma merkezinde başlıyor sanıyordum ama öyle değil ne yazık ki. Bize yollanan bir mesaj sonrasında gittiğimiz bir yerde matrix tarzı oturduğumuz bir koltuk ve bağlandığımız bir makine sayesinde bir anda kendimizi okyanusun dibindeki araştırma merkezinde buluyoruz.

Daha sonra kendimizi bir çıkmazın içinde buluyoruz. Ve kimselerin olmadığı bir yerde ‘’Allah’ım nereden geldim buraya’’ derken bir anda kendimizi buluyoruz. Oyun günümüzde geçtiği için amnesia’da ki gibi önümüzü aydınlatmak için kullandığımız lambamıza yağ bulmak zorunda değiliz. Yine garip garip sesler ve efektler sayesinde gerilimi hat safhada yaşıyoruz. Ve devamlı silahımız da olmadığı için arkamızı kollama gibi bir içgüdüyle de ne yazık ki baş başa kalıyoruz.

Sonuç olarak grafikleri kaliteli macera, korku, hayatta kalma, bilim-kurgu ve fps türlerinin iç içe geçip harmanlanmış bir psikolojik gerilim oyunu oynamak istiyorsanız, özellikle gece ışıkları kapatıp yalnız başınıza oynayabileceğiniz (maçanız yiyorsaJJ) son yıllarda piyasaya sürülen en iyi korku oyunlarından biri olmaya aday ‘’soma’yı’’ size tavsiye ediyorum. Hepinize iyi oyunlar arkadaşlar.







20 Eylül 2015 Pazar

Black Sails The Ghost Ship ön inceleme

Genelde macera oyunlarını ve korku yapımlarını iç içe olan oyunlardan her zaman büyük keyif almışımdır. Hele hele bu oyunlar bir de tıkla-ilerle tarzı, diyaloglu ve bulmacalıysa tadından yenmez oluyor. Bugünde ön incelemesini yapacağım oyun içinde macera, korku, bulmaca içeren bir tıkla-ilerle oyunu olan ‘’ black sails the ghost ship’’oyunu.

Oyunumuzun hikâyesi kısaca şöyle: oyunda yönettiğimiz karakterimiz anna, bir gemi seyahati sırasında şiddetli bir fırtına sonucunda gemilerinin batmasıyla beraber can havliyle hayatta kalmaya çalışırken, dev dalgalarla boğuştuğu bir anda başka bir geminin onların hayatını kurtarmasıyla başlıyor. Böylece karakterimiz anna’nın ve yanındaki lex adındaki adamın hayatı kurtulmuş olur. Lakin onları kurtaran bu gemide bir tuhaflık vardır. Hiçbir yaşam belirtisi yoktur.

Başlangıcımızı yapıp biraz hikâyemize değindikten sonra oynanışa dair bazı bilgilerde verelim. Öncelikle anna’yı klasik tıkla-iler oyunlarındaki gibi yönetebiliyoruz. Yani sadece Mouse ile imlecimizi tıkladığımız yerlere karakterimizi yönlendirerek ve de objelere tıklayarak oynayabiliyoruz. Yine çoğu tıkla ilerle oyunlarında olduğu gibi diyaloglar yapabiliyoruz.

Ayrıca sağdan soldan aldığımız objelerle oyunu ilerletmek için çıkış yolları arayabiliyoruz. Bazen bu objeleri birleştirerek de çözümlere ulaşabiliyoruz. Çözüm demişken oyunun daha başında sayılarını bulmamız gereken bir bulmaca çıkıyor, bu da oyunun ileriki safhalarında bol puzzle olduğunun bir göstergecisidir diyebiliriz. Yani kısacası bol bol bulmaca çözeceğiz.

Benim bu tarz oyunlarda dikkat ettiğim en önemli özelliklerden birisi ipucu diyebilirim. Nasıl mı? Mesela bir mekâna girdiniz, bir baktınız bir dünya obje ve siz hangisiyle etkileşime gireceğinizi veya alacağınızı şaşırabilirsiniz. Bu gibi durumlarda işimizi kolaylaştıracak yardım bekleriz. Örnek: secret files oyununda, oynayanlar bilirler. ‘’search scene’’ ( bulma tuşu) diye bir özellik vardı, bu tuşa bastığınızda size alınacak veya etkileşime geçilecek objeleri otomatik olarak gösteriyordu.

İşte bu özellik bazı tıkla-ilerle oyunlarında olmasa da bu oyunumuzda mevcut. İsterseniz sol alt köşede bulunan büyütece tıkladığınızda isterseniz de klavyenizin boşluk tuşuna bastığınızda size yardım geliyor. Böylece işiniz daha kolaylaşıyor. Ama yine de dikkatli olun, zira bazı çok etkileşime girilecek mekânlarda ufak tefek olanlar gözden kaçabiliyor.

Grafikleri çok özenilmemiş bir oyun ama hikâyesiyle sanki alıp gidecekmiş gibi görünüyor, umarım beni yanıltmaz. Evet, küçük boyutlu hem macera hem korku içeren değişik bir tıkla-ilerle oyunu oynamak istiyorsanız ‘’black sails ghost ship’’ oyununu size tavsiye ediyorum. İyi oyunlar.







5 Eylül 2015 Cumartesi

Fran Bow ön inceleme

Hep korku filmi veya gerilim filmi izleyerek veya oyunlarını oynayarak neyi amaçladığımızı tam olarak hala anlamış değilim, zira her nedense gerçek hayatta göremediğimiz veya günlük yaşantımızda pek karşımıza çıkmayan bu duyguları biraz abartılmış şekilde de olsa filmlerde ve oyunlarda görmeyi tercih ediyoruz anladığım kadarıyla.

Aslında gerilim veya korku çokta iyi şeyler değil. Annem hep bana ‘’niye bunları izliyorsun, insanın içini açacak şeyler seyretsene’’ diyor mesela. Aslına bakarsanız annem haklı. Zira yaşadığımız güzel ülkemizin içinde bulunduğu kaos ortamı düşünülecek olursa haksız sayılmaz. İnsanın gülmeye ve eğlenmeye ihtiyacı daha çok var.

Ama ne yapalım korku, gerilim olmadan da yaşanmıyor ne yazık ki. Neyse bugün ön incelemesini yapacağım oyun aslında tıkla-ilerle macera oyunu, lakin bol bol korku ve gerilim öğeleri içermekte. Yani bayağı sert kareler var diyebilirim. Oyunun belli bölümlerinde sanki silent hill oynuyormuş hissine bile kapılabilirsiniz.

Evet, oyunumuzun adı ise ‘’fran bow’’ hikâyemiz ise aynı zamanda oyun adı da olan fran adlı küçük kızın ailesini kendi evinin camında tuhaf bir yaratık gördükten sonra onları ölü şekilde bulmasıyla başlıyor. Daha sonradan ise fran gözünü bir çocuk akıl hastalıkları hastanesinde açıyor. Yani tımarhane desek daha doğru olur. Ve doktorun bize sorduğu sorularla oyun başlıyor.

Bu oyunda da diğer tıkla-ilerle oyunlarında olduğu gibi diyalog var, bize sorulan sorulara ekranın altındaki seçeneklerden birini seçerek cevap verebiliyoruz. Yine klasik tıkla-ilerle oyunlarındaki gibi imleç hareketleriyle karakterimizi yönetiyoruz. Ayrıca bulduğumuz objeleri yanımıza alabiliyoruz. Başka bulduğumuz objelerle birleştirebiliyoruz.

Fakat dikkatli olun objeleri tam seçemeyebilirsiniz, zira benim bu tarz oyunlarda en dikkat ettiğim husus tek tuşla bakabileceğimiz veya alabileceğimiz objeleri bize gösteren bir sistem. Bundan önceki birçok oyunda böyle tarzda kolaylıklar vardı. Fakat fran bow’da denk gelmedim veya var da ben tuşunu bulamadım.

Oyunda diyalog ve objelerin kullanımının yanı sıra bulmacalarda var. Daha oyunun başında çok zor sayılmayacak fakat ince düşünmek gerektiren bir puzzle koymuşlar. Bu demek oluyor ki oyunun ileriki evrelerinde birçok bulmaca le uğraşacağız anlamına geliyor.

Yazımın başlarında sizlere bazen silent hill oynuyormuş hissi yaşayacaksınız dedim, neden mİ? Fran bir kutu kullandığı hap var. Bu hapları içtiğinde etraf bir anda değişiyor. Sanki mezhaba gibi hissettiriyor. Kesik başlar, kan akan duvarlar ve tuhaf birçok yaratık. Aynı silent hill’daki gibi olduğumuz çevre değişiyor. Böylece yol bulamadığımız zamanlarda hapları kullanarak değişik yollar açarak ilerleyebiliyoruz.

Grafikleri de çok güzel olmuş diyebilirim. Daha çizgi roman tarzı ve fantastik olmuş. Oynanabilirlik çok zor değil zaten tıkla ilerle oyunlarını seviyorsanız rahat oynarsınız. Sonuç olarak, psikolojik korku, gerilim ve macerayı sizlere iç içe yaşatabilecek değişik bir tıkla- ilerle oyunu oynamak istiyorsanız fran bow tam size göre derim. Hepinize iyi oyunlar arkadaşlar.






7 Temmuz 2015 Salı

How to Survive Third Person Standalone ön inceleme


Hayatta kalma ve zombili oyunlar son yıllarda bir hayli popüler hale geldi. Daha çok bağımsız stüdyoların piyasaya sürdüğü düşük bütçeli yapımlar oyuncuların gözdesi haline geldi. Bununla beraber birçok bağımsız oyun stüdyosu için de ilham kaynağı oldu bu durum.

Bugün ön incelemesini yapacağımız oyun aslında daha önceden çıkmış bir oyun, evet yanlış duymadınız. Eko software’in geliştirdiği ve tepe kamerası ile oynanabilen how to survive oyununu bu sefer third person yani arkadan görüş açısı ile oynayabileceğimiz şekilde piyasaya sürdüler. Neden böyle bir şeye gerek duydular onu bilemeyiz.

Önceki oyunu oynayanlar hikâyeyi zaten biliyorlar. Onun için es geçiyorum, ama devam oyunu sanan arkadaşlar varsa kesinlikle değil aynı oyun hiçbir farkı yok. Bu hatırlatmamızı yaptıktan sonra incelememize gelelim. Oyuna basit görevlerle başlıyoruz adeta bize pratik yaptırırcasına yaralı birini iyileştirmemiz için bir bitki bulup onu iyileştirmemiz isteniyor, bu bitkileri bizde ileride sağlığımız azaldığında sağdan soldan bulup kullanabiliyoruz.

Akabinde tamamı açık olmayan haritamızda gitmemiz gereken noktaya ilerlemek için görevlendiriliyoruz. Amaç ne olduğu bilinmeyen bir salgından sonra herkesin insan yiyen bir canavara dönüştüğü dünyada bir şekilde hayatta kalmak. Elimize ilk başta bir sopa parçası alıyoruz fakat sonradan değişik silahlar kullanabiliyoruz. Yolumuza çıkan bazı eğitici videoları alıp izlemenizi tavsiye ederim.

Oyunda level atlama sistemi var ve her level atladığınızda size verilen puanla yetenek ağacınızdan geliştirmeler yaparak karakterinizi güçlendirebiliyorsunuz. İlk başta seçme şansınız yok ama sonradan değişik birçok yeteneğe, artık hangisine kullanmak isterseniz puanınızı verebilirsiniz. İlk başta ateş yakma yeteneğine sahip oluyoruz. Daha sonradan bize verilen görevlere devam ediyoruz. Bu arada oyunda gece gündüz döngüsü de var onun için dikkatli olun ve arkanızı kollayın derim.


Karanlık olunca hemen fenerinizi kullanabilirsiniz. İsterseniz kullanmayın, bana karanlık vız gelir tırıs gider korkmam ben zombilerden diyorsanız yanılırsınız. Zira gollum’a benze tuhaf bazı hızlı yaratıklar size saldırıyor bunlardan en iyi fenerle kurtulabilirsiniz. Çünkü ışıktan korkuyorlar. Ama fenerin şarjına dikkat edin eğer biterse dolduracak yer bulmalısınız.

Avlanma da yapabiliyorsunuz. Mesela bulduğunuz tel parçası ve sağlam bir odun parçası ile yay yapabiliyorsunuz ve zombileri de bununla öldürebiliyorsunuz. Daha sonradan bulabileceğiniz değişik başlık, zırh,dizlik gibi ekipmanlarla karakterlerinizi güçlendirebiliyorsunuz.
Grafikleri fena olmayan çok büyük boyutlu olmayıp ta hayatta kalma tarzı crafting tarzı oyun meraklılarına kesinlikle oynamalarını tavsiye ederim. İlk oyunu oynamadıysanız bu oyun tam size göre bir fırsat diyebilirim. İyi oyunlar.





1 Nisan 2015 Çarşamba

Amnesia The Dark Descent inceleme(pc nostalji)



Hep karanlık mekânlarda olmaktan korkup hemen ışığı arar olmuşuzdur. Göz gözü görmüyor diye bir tabir vardır karanlık bizi neden bu kadar korkutur? Neden bize bir şey olacakmış hissine kapılırız? Tabii ki karanlıkta hiçbir iş yapılmıyor. Gündüz gün ışığından faydalanarak birçok işin üstesinden gelebiliyoruz.

Zira akşam olunca hemen elimiz ışık düğmelerine gidiyor. İşte bugünkü incelemesini yapacağımız oyunumuz ‘’amnesia the dark descent’’ karanlık temasını korku öğeleriyle birleştirerek karşımıza çıkıyor. Hikâyemiz 1939 yılında Brennenburg adlı bir kalede geçiyor. Yönettiğimiz karakterimizin ismi ise Daniel ilk başta ne olduğunu anlamadığımız şekilde karakterimiz hafıza kaybı yaşıyor ve sadece ismini hatırlıyor. Daha sonra ne olduğuyla alakalı hiçbir şey anlayamıyoruz. Bunun devamında ise bazı yerlerde bulduğumuz notlarla bazı şeyi hatırlayabiliyoruz. Ama işin asıl yüzü oyunun sonuna doğru daha iyi anlıyoruz.

Gelelim biraz oynanış mekaniklerine bu oyunda bol bol karanlık varken karşımıza çıkacak tuhaf yaratıklarda var. Bizim yapabileceğimiz ne var diye soruyorsanız. Tek yapabileceğimiz saklanmak. Evet, ne yazık ki bu oyunda herhangi bir silah kullanamıyoruz. Sadece gaz lambamız var ve her zaman kullanamıyoruz zira yağ bulmak zorundasınız bittiği zaman ayvayı yediniz. Daniel karanlıkta kaldığı zamanlar akıl sağlığı bozuluyor. Bunun için mümkün olduğu sürece aydınlık yerlerde kalmaya dikkat edin. Gaz lambamızın yanı sıra Çakmak’ta kullanabiliyoruz ve sağdaki soldaki mum, meşale vb. şeyleri yakarak yolumuzu aydınlatabiliyoruz. Fakat bazen bu aydınlatmalar sizin yerinizi yaratıklara belli edebilir.

Bunun için tek yapmanız gereken yaratıklar size yaklaştığı zaman ekran sarsılır ve müzik kafa bulandırıcı bir değişime uğrarsa anlayın ki yaratıklar size yakın. Hemen fenerinizi söndürüp kuytu bir yer bulup çökün veya dolap tarzı bir yer varsa girip saklanın bir zaman sonra yaratık gidiyor ve müzik değişiyor. Benim tuhafıma gidense gaz lambamızın yağı bittiğinde kullanamıyoruz evet ama meşale yaktığımız zaman alamamamız çok tuhaf değil mi? Her şey ile etkileşime girebiliyoruz ama ne yazık ki yaktığımız meşaleleri alamıyoruz. Bence bu yanlışı umarım sonraki oyunda düzeltmişlerdir. Bir de silah kullanamamak bayağı geriyor, kendimi birçok bölümde resmen çaresiz bir kedi yavrusu gibi hissettim. Demek ki korku oyunlarında bize güç veren silahlarımızmış bu bir kere daha anladım.

Oyunumuzda bazı bulmacalar var ama çok sıkacak ve size kafa patlatmanıza sebep verecek cinsten değil, zaten menüden hatırlatmalara girdiğinizde size bazı ipuçları veriliyor bu doğrultuda bulmacaları çözmeye çalışabilirsiniz. Bulduğunuz parçaları bazı yerlerde kullanarakta bazı bulmaları çözebilirsiniz. Akıl sağlığınız bazen kötüleştiğinde daha doğrusu sağlığınız bozulduğunda şurup gibi aldığınız bir şey var onu kullanarak daniel’i normale döndürebilirsiniz.

Grafik bakımından çok iyi değil fakat hikâyesi grafiklerin önüne geçerek amnesa’yı kotarıyor diyebiliriz. Hani filmi olsa Oscar alır yani. O içimize korku salan bir hikâyenin yanı sıra eski orta çağ kalesindeki ortam karanlık lahım, mahsenler, geniş salonlar, bol bol odalar bazen neredeyim ben diyebilirsiniz çok normaldir. Sesler harika sizi o atmosfere adapte ediyor ve oyunu adeta yaşamanızı sağlıyor. Müzikle ise fena değil.

Çevre modellemeleri fena değil fakat altı çizilmesi gereken nokta fizik motoru neredeyse bütün objelerle etkileşime geçebiliyoruz. İstediğimiz şeyi alıp fırlatabiliyoruz. Kapıları açacaksak mouse’ı iterek veya çekerek açabiliyoruz. Bir şeyi döndüreceksek mouse’ı döndürüyoruz. Oynanabilirlik ise çok zor değil zira daha önceden korku oyunu oynayanlar çabuk alışacaktır. Bir zaman sonra oyunun mantığını kavrıyor tecrübe ettikçe alışıyorsunuz. Ve böylece Daniel değil de sanki kendimiz köşeye sıkışmış gibi çözümler üretip karakterimizle bir bağ kuruyoruz.

Sonuç olarak çok iyi bir korku-macera oyunu olmuş diyebilirim zira bağımsız bir oyun stüdyosundan beklenmeyecek küçük bütçeli bir oyunun bu denli tutmasına şaşırmamak gerekir. Gerek atmosferiyle gerek hikâyesiyle kesinlikle sonuna kadar oynanmayı hak eden bir oyun amnesia th dark descent. İyi oyunlar.











Yeni yayınları kaçırma!